Aromaterapide Sabit Yağlar

Aromaterapide kullandığımız doğal yağlar, uçucu ve sabit yağlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Uçucu yağlar, diğer isimleriyle “esanslar” veya “eterik yağlar” çoğunluğu terpen yapısında yüzlerce uçucu molekülün karışımıdır. Narenciye yağları hariç sadece ve sadece damıtma yoluyla elde edilirler.

Uçucu yağlar adi sıcaklıkta kalıntı bırakmadan kendiliğinden buharlaşabilen, kokulu, bazen renkli doğal ürünlerdir. Sabit yağlar ise hepimizin çok iyi bildiği çoğunlukla yemeklik olarak kullandığımız tohum ve meyvelerden genellikle çözücü ekstraksiyonu veya mekanik yöntemlerle elde edilen lipit yapısında maddelerdir. Üç farklı veya aynı tipteki yağ asidinin gliserol molekülü ile oluşturduğu esterler olan trigliseritlerden ibaret bu yağlar damlatıldıkları yerde yıllarca kalabilirler.

“Uçucu yağlar çok konsantre ve yüzlerce farklı bileşenden oluşan bazen alerjen veya tahriş edici etkiler gösterebilen ürünler olduklarından çoğu zaman aromaterapi uygulamalarında topikal olarak tek başlarına kullanılmaz, uygun bir taşıyıcı yağ ile seyreltilirler.”

Nasıl Elde Edilirler? İçeriklerinde Hangi Maddeler Var?

Sabit yağlar mekanik presyon (bilinen diğer ismiyle sıkma) ve çözücü ekstraksiyonu yöntemleri ile elde edilirler. Genellikle bitkisel materyalin yağ verimine göre üretim yöntemi seçilir. Gıda olarak kullandığımız ayçiçeği, mısır, kanola, fındık yağları organik solvanlar ile ekstre edilip, ardından rafinasyon işlemine tabii tutulurlar. Rafinasyon işlemi sonrasında raflarda yerini alan yağların trigliserit kompozisyonu değişmez, ancak çözücü artıkları yanında yağın yaklaşık %1.5-2’sini oluşturan sabunlaşmayan maddeler olarak da adlandırdığımız vitaminler, mineraller, triterpenler, karotenler, proteinler, fitosteroller ve flavonoitler gibi farklı yapılardaki kıymetli biyoaktif bileşikler de bu işlemlerle uzaklaştırılmıştır olur. Bu yüzden aromaterapide kullanılan sabit yağlar bazı istisnalar dışında doğal bileşimlerinin korunduğu soğuk sıkım yöntemleri ile elde edilir. Soğuk sıkım yağlar, üretim süreçlerinde genel bir kural olarak 40°C’nin üzerine çıkılmadan elde edilirler. Yağ verimini arttırmak için tohum veya meyvelere herhangi bir ön kavurma işlemi uygulanmadığı gibi, kullanılan ekspeller veya hidrolik preslerde de sıcaklık kontrol altında tutulur. Soğuk sıkım yağlar biyoaktif doğal bileşiklerini, özgün kokularını ve renklerini kaybetmezler.

Aromaterapide Hangi Taşıyıcı Kullanılmalı?

Sabit yağlar dışında, aloe vera jel, kil, doğal tuzlar, balmumu veya bitkisel kökenli mumlar (pirinç kepeği, kandelia, karnauba, ayçiçeği mumları gibi) aromaterapi uygulamalarında birer sıvağ maddesi olarak, hazırlanan formülün uygulama şekli ve vücuttaki uygulama yerine göre zaman zaman tercih edilirler. Nem kaybını engelleme özellikleri çok yüksek olsa da mineral yağlar, parafin gibi petrol ürünlerinin aromaterapide tercih edilmediklerini unutmamak gerekir.

Aromaterapi formüllerinin ayrılmaz bir parçası olan soğuk sıkım yağlar “temel” ve özel” yağlar olarak iki gruba ayrılabilir. Temel yağlar daha kolay ulaşılabilen, yüksek verimle elde edilebilen, düşük maliyetli, zayıf koku ve renge sahip nispeten akışkan yağlardır. Badem, zeytin, ayçiçeği, fındık ve mısır yağları buna örnek olarak verilebilir. Özel yağlar ise çoğunlukla egzotik bitkilerin meyve veya tohumlarından elde edilen, dikkat çekici biyolojik etkileri yanında farklı koku ve renk özellikleri ile karakterizedirler. Meryem pelesengi (diğer ismiyle Tamanu), makadamya, argan, karite, jojoba, avokado yağları bu sınıftan yağlardır. Tüm bu sabit yağların içinde bulunan yukarıda bahsettiğimiz az miktardaki biyoaktif bileşikler, onların yalnızca bir taşıyıcı olmadıklarını bizlere göstermektedir. Ciltte nem kaybını önlemek dışında sahip oldukları antimikrobiyal, antienflamatuvar, analjezik, antioksidan, proliferatif, antimelanogenik veya melanogenezi tetikleme ve UV koruyucu gibi biyolojik etkileri ile akne, yara sağaltımı, ağrı, cilt lekeleri, dermatit, sedef, kırışıklık, çatlaklar ve skarların giderilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Bu konuda gerçekleştirilen, bir kısmı klinik olan, bilimsel çalışmaların sayısı gün geçtikçe katlanarak artmaktadır.

Diğer bir grup taşıyıcı ise sarı kantaron, tıbbi nergis veya arnika bitkilerinin taze çiçeklerinin bazı temel yağlar içinde maserasyonu ile elde edilenlerdir. Bu yağlar genellikle halk arasında tıbbi etkileri dolayısı ile yüzyıllardır kullanılagelmiş doğal ürünler olup, günümüzde etkinlikleri kanıtlanmıştır. Klinik aromaterapi yaklaşımlarında baş rolde olan uçucu yağların seyreltilmesi ve cilde uygulanmasında sadece bir taşıyıcı olarak düşünülmemesi gereken standardize masere yağların cilt üzerindeki terapötik etkileri dikkat çekici derecede yüksektir.

Sabit Yağların Kimyasal Yapıları

Sıvı karakterdeki sabit yağların kimyasal içeriğinin çoğunlukla 18, 20 ve 22 karbonlu omega-3, -6 ve -9 yapısında yağ asitlerinden oluştuğu görülür. Genellikle bu yağ asitlerinin birbirine oranı yağdan yağa değişir. Yağ asitleri doymuş ve doymamış olarak ikiye ayrılır. Yapısında hiç çift bağ taşımayan örneğin laurik (C12), palmitik (C16) ve stearik (C18) asitler genellikle yağın oda sıcaklığında katı formda olmasına sebep olan doymuş yağ asitleridir. Kakao, Hindistan cevizi ve karite yağları bu asitlerinden oluşan trigliseritleri ana bileşenler olarak taşır. Doymamış yağ asitleri ise, yapısında bir veya birden fazla çifte bağ taşıyan ve genellikle sıvı yağların bileşimde karşılaştığımız, örneğin oleik (18:1, ω-9) ve linoleik (18:2, ω-6) asitlerdir. Bu iki yağ asidi pek çok yağda iki başrol oyuncusudur. Bunların dışında α-linolenik asit (ALA, 18:3, ω-3), γ-linolenik asit (GLA, 18:3, ω-6), palmitoleik asit (16:1, ω-7) gibi doymamış yağ asitleri de bazı bitkisel yağlarda karşımıza çıkmaktadır. Yağ asidinin isminden sonra gelen parantez içindeki kısaltmalarda ilk rakam yağ asidinin karbon sayısını, sonraki çift bağ sayısını ve “ω” simgesi yanındaki rakam ise çifte bağın omega karbonuna göre pozisyonunu ifade eder.

Cildin Durumu ve Yağ Seçiminde İpuçları

Yağ asidi bileşimi yağın fiziksel ve kimyasal özelliklerini belirlemektedir. Bu durum aynı zamanda hazırlanan uçucu yağ karışımı için taşıyıcı yağ seçiminde bizlere bazı ipuçları vermektedir. Sağlıklı bir cildin doğal yapısını koruyan sebum, derinin en önemli koruyucu bileşenidir. Sebase bezlerde üretilerek kıl folikülleri boyunca cilt yüzeyine çıkan sebumun yapısına benzeyen veya cildin doğal yapısında bulunan bileşenleri taşıyan yağlar her zaman cilt bütünlüğünün korunmasında ön plana çıkmaktadırlar. Örneğin makadamya yağında bol miktarda bulunan palmitoleik asit genç ciltlerin sebum içeriğinde yer almaktadır. Bu madde ciltte elastin ve kolajen proteinlerinin sentezini arttırdığından, yaşlanma karşıtı formülasyonlarda sıklıkla tercih edilir. Benzer şekilde buğday rüşeymi yağında yer alan seramitler cildin üst katmanlarında yer alan bariyer korneosit hücrelerinin aralarında yer alan çift tabakalı lamellar lipit membranlarının yapı taşıdır.

Yapılan birçok çalışmada akne veya atopik dermatit gibi problemlerde sebum bileşiminin değiştiği saptanmıştır. Örneğin akneli bir ciltte çoklu doymamış yağ asidi olan linoleik asit miktarında belirgin bir azalma izlenmektedir. Genellikle hormonal etkiler ile sebum üretimi ve bileşimindeki doymuş yağ asitlerinin miktarı artmaktadır. Akışkanlığını yitirmiş sebum porları tıkayarak bazı faktörlerin de etkisiyle komedonların oluşmasına sebep olur. Aynı zamanda linoleik asit miktarı azalmış bu tabloda cildin bariyer özelliğinin azaldığı, ciltteki porlardan ve foliküllerden oksidan özellikte ve enflamatuvar yanıt oluşturacak nitelikte maddelerin geçişinin arttığı ispatlanmıştır. Oksidanların artışı ve mikroorganizmaların etkisi de dahil edildiğinde tüm bu tablo akne ile sonuçlanır. Bu tip bir ciltte vizkozitesi nispeten yüksek ve cilt geçirgenliğini arttırarak nem kaybına sebep olabilecek oleik asitçe zengin yağlar yerine ayçiçeği, üzüm çekirdeği, hodan veya çuha çiçeği gibi linoleik asitçe zengin yağların kullanılması daha akıllıca olacaktır.

Sabit yağların kişiden kişiye etkilerinin değişebileceği de aklıdan çıkarılmamalıdır. Kişi öncelikle yağı kendinde test ederek kullanmalıdır. Buna güzel bir örnek Hindistan cevizi yağıdır. Taşıdığı laurik ve mirisitik asit gibi doymuş yağ asitlerinin yüksek oranda olması nedeniyle yarı katı formdaki bu yağ çoğu kişide siyah noktaların oluşumunu arttıran komedojenik bir yağdır. Bazı durumlarda bu komedonların akneye dönüşmesi kaçınılmazdır. Ancak Hindistan cevizi yağı aynı zamanda, taşıdığı laurik asidin bir monogliseriti olan monolaurin ile antimikrobiyal özellikler de sahiptir. Monolaurinin akne etkeni Propionibacterium acnes’i belli dozlarda inhibe ettiğini gösteren çalışmalar mevcuttur.

Yapılan birçok araştırmada, çeşitli sebeplerle veya ilerleyen yaşla birlikte azalan delta-6-desaturaz enziminin, atopik dermatit ile yakından ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu enzim yağ asidi metabolizmasında linoleik asitten antienflamatuvar yanıtın öncül maddelerinden gama-linolenik (GLA) asidi sentezlemektedir. Dermatitte oluşan GLA eksikliğinin kısmen giderilmesinde veya şikâyetlerin azaltılmasında yine GLA içeriği yüksek hodan veya çuha çiçeği yağlarının kullanılması önemlidir.

Benzer problemleri ve çözümünde fayda sağlayabilecek yağ örneklerini arttırmak elbette mümkündür. Yara tedavisi, çatlaklar, lekeler, yara izleri, kırışıklık, güneş yanıkları gibi birçok problemde sabit yağlar, uçucu yağlar ile bir arada güvenle kullanılmaktadır.

Bir taşıyıcı olarak sabit yağların, hazırlanan uçucu yağ karışımlarının etkilerini maskelememesi ve aynı hedefe yönelik olarak birlikte çalışmaları gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Çoğu kez tek bir sabit yağ kullanmak yerine, bazı egzotik yağlar temel bir yağa belli oranlarda karıştırılarak kullanılırlar. Örneğin buğday embriyosundan elde edilen rüşeym yağı taşıdığı yüksek orandaki E vitamini dolayısı ile hazırlanan formülasyonların raf ömrünü uzatan antioksidan özellikli önemli bir bileşendir. Diğer bir örnek; kas ve eklem ağrılarına karşı hazırlanan bir uçucu yağ karışımının taşıyıcısı tasarlanırken bileşiminde analjezik ve antienflamatuvar etkili sesamin taşıyan susam yağının unutulmaması gerektiğidir.

Cilt Bütünlüğü

Tüm bu dikkat çekici etkiler yanında aslında sabit yağlar temelde cilt homeostazisini korurlar. Epiderma üzerinde ve stratum korneum üst katmanlarına yayılarak ince bir bariyer oluştururlar, eksilen yapıtaşlarını yerine koyarlar. Lokal olarak antioksidan, antimikrobiyal ve antienflamatuvar etkiler gösterdikleri gibi, epidermal su kaybını engelleyerek cildin nemli kalmasını, dolayısıyla doğal iyileşme süreçlerini desteklerler. Cilt bütünlüğü bozulduğunda dışarıdan kolaylıkla girebilecek mikroorganizmaların, oksidanların ve allerjen maddelerin geçişini engellerler.

Taşıyıcı yağların tek başlarına cildin en dış bariyeri olan stratum korneum tabakasından daha derinlere inemedikleri ve ancak uçucu yağlarla birlikte sinerjik etkiler göstererek çalışabildikleri unutulmamalıdır. Sabit yağları tek başına bir tedavi ve koruma aracı olarak düşünmemeli, cildimizde bir anda oluşan anormalliklerin sistemik bir probleme ait bir belirti olabileceği aklıdan çıkarılmamalı ve ilk başvuru adresimiz her zaman hekim olmalıdır.

Kaynaklar

  • Aksaç, S. E., Bilgili, S.G., Yavuz, İ.H., & Yavuz, G.Ö. (2009). Akne vulgariste Etyopatogenez., Van Tıp Dergisi, 25 (2).
  • Barry, B.W. (1988). Action of skin penetration enhancers—the lipid protein partitioning theory. International journal of cosmetic science, 10(6), 281-293.
  • Choe, C., Lademann, J., & Darvin, M. E. (2015). Confocal Raman microscopy for investigating the penetration of various oils into the human skin in vivo. Journal of dermatological science, 79(2), 176-178.
  • Elmore, L.K., et al. (2014). Treatment of Dermal Infections with Topical Coconut Oil. Natural Medicinal Journal, 6(5), 1-13.
  • Foster, R.H., Hardy, G., & Alany, R.G. (2010). Borage oil in the treatment of atopic dermatitis. Nutrition, 26(7-8), 708-718.
  • Hamazaki, T., & Okuyama, H. (Eds.). (2001). Fatty acids and lipids: New findings (Vol. 4). Karger Medical and Scientific Publishers.
  • Kazeem, M.I., & Ogunwande, I.A. (2012). Role of fixed oil and fats in human physiology and pathophysiology. RPMP, 33, 85-103.
  • Mittal, A., Sara, U.V.S., Ali, A., & Aqil, M. (2009). Status of fatty acids as skin penetration enhancers-a review. Current drug delivery, 6(3), 274-279.
  • Ottaviani, M., Camera, E., & Picardo, M. (2010). Lipid mediators in acne. Mediators of inflammation, 2010.
  • Picardo, M., Ottaviani, M., Camera, E., & Mastrofrancesco, A. (2009). Sebaceous gland lipids. Dermato-endocrinology, 1(2), 68-71.
  • Sjövall, P., Skedung, L., Gregoire, S., Biganska, O., Clément, F., & Luengo, G. S. (2018). Imaging the distribution of skin lipids and topically applied compounds in human skin using mass spectrometry. Scientific reports, 8(1), 1-14.
  • Thormar, H. (Ed.). (2010). Lipids and essential oils as antimicrobial agents. John Wiley & Sons.
  • Vaughn, A. R., Clark, A. K., Sivamani, R. K., & Shi, V. Y. (2018). Natural oils for skin-barrier repair: ancient compounds now backed by modern science. American journal of clinical dermatology, 19(1), 103-117.
  • Zielińska, A., & Nowak, I. (2014). Fatty acids in vegetable oils and their importance in cosmetic industry. Chemik, 68(2), 103-110.

Paylaş:

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on pinterest
Pinterest
Share on linkedin
LinkedIn