“Bitkilerle Tedavi Kadim Tıbbın Vazgeçilmez Kuvvetidir”

Tıp Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Ayten Altıntaş bugünlerde farklı bir heyecan yaşıyor. Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi’nde Bilim Kurulu’nda yer alan ve etkinliğin açılış konuşmacılarından biri olan Altıntaş, geleneksel tıbbın günümüzdeki tıp yaklaşımına büyük katkılar yapacağını söylüyor.

Prof. Dr. Ayten Altıntaş ile keyifli röportaj…

Tıp Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Ayten Altıntaş bugünlerde farklı bir heyecan yaşıyor. Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi’nde Bilim Kurulu’nda yer alan ve etkinliğin açılış konuşmacılarından biri olan Altıntaş, geleneksel tıbbın günümüzdeki tıp yaklaşımına büyük katkılar yapacağını söylüyor. Geleneksel tıpta oldukça fazla yer verilen bitkilerin mucizevi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ayten Altıntaş, doğal olanın bedene de dost olduğunun altını çiziyor ve “Kadim tıptan ve özellikle bu tıbbın en kullanılır hali olan Osmanlı tıbbından faydalanmalıyız” diyor.

24-27 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan GETAT’ta Bilim Kurulu’nda yer alıyorsunuz. Kongrede ayrıca Anadolu Tıbbı ve Türkiye’nin Geleneksel Tıp Vizyonu konulu bir de konuşma yapacaksınız. Bu kongrenin geleneksel tıp uygulamaları açısından katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim için çok önemli bir organizasyon bu. Çünkü hayatımın en az 20 senesini bu tıbbın önemini anlatmakla geçirdim. Kadim tıp çok derin bir konu, insanlığın önemli bir mirası. Bugünkü tıp aslında son 150 yılı temsil ediyor. Elbette çok önemli şeyler yaptı. Ancak kadim tıbbın bilimsel tıbba katacağı çok şey olduğunu düşünüyorum.

Cumhurbaşkanlığı ve Sağlık Bakanlığı ortaklığında düzenlenen ve çok önemli olan “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp” konusuna odaklanan GETAT’a dünyanın dört bir tarafından konunun otoriteleri ve sağlık idarecileri katılıyor. Açılış konuşmalarından birini de yapacağım. Bu çok büyük bir sorumluluk. Anlatmak ve vermek istediğim mesajlar için bu kongrenin çok uygun olduğunu düşünüyorum. Zira tamamlayıcı tıp bugün vazgeçilemezdir, ancak içinde geleneğimizdeki tıptan eser yoktur. Bu sebeple ben de konuşmamda geleneksel tıbbımızın bugünkü tıbba katacaklarına dikkat çekmek istiyorum.

Özellikle Osmanlı’da bitkilerin çok ayrı bir yeri olduğunu ve sağlık için yoğunlukla kullanıldığını görebiliyoruz.

Osmanlı tıbbı kadim tıbbın bir parçasıdır. Bitkilerle tedavi de kadim tıbbın vazgeçilmez kuvvetidir. Bu bilgiler çok özel bilgiler olup yılların tecrübesi ile sabittir ve onlara, bugünkü bilimin tüm teknolojisini kullansak da erişemeyiz. Tıp bilimi bitkiler denen mucizevi fabrikaları daha çözemedi. Onun için kadim tıptan ve özellikle bu tıbbın en kullanılır hali olan Osmanlı tıbbından faydalanmalıyız diye düşünüyorum.

“Tıp bilimi bitkiler denen mucizevi fabrikaları daha çözemedi. Onun için kadim tıptan ve özellikle bu tıbbın en kullanılır hali olan Osmanlı tıbbından faydalanmalıyız.”

Osmanlı’yı tıpta farklılaştıranlardan biri de hekimleriydi şüphesiz. O dönemki hekimlerin özellikleri nelerdi?

Osmanlı hekimlerinin tek amaçları vardı; hastayı iyileştirmek. Bugün bunu anlamamız mümkün değil. Çünkü bugünkü tıbbın esası “araştırma” üzerine kurulmuştur.

Osmanlı hekimi mesleğinde tecrübeli olmaya çok önem verirdi. Denemeleri değil, hastanın sağlığını ön plana alırdı. Uyguladığı yöntem ve kullandığı ilaçlar için tek seçim etkeni “yararlı olan” idi. “Zarar vermemek” ve “sağlıklı yaşam” temel prensipleri idi. Kullandıkları ilaçları mümkünse tek bitkiden seçmeye, hastayı yormamaya dikkat ederlerdi.

“Aromaterapi konusunda yapılan her çalışma beni heyecanlandırıyor ve sevindiriyor. Bu nedenle de Klinik Aromaterapi’den Platform Essencia’ya olan dönüşümü önemsiyorum.”

Gül konusunda yaptığınız araştırmalar ve yazdığınız kitaplar bu bitkinin öneminin daha da fazla anlaşılmasını sağladı. Gül’ün bu denli dikkatinizi çekmesinin nedeni neydi?

Gülü aslında hiç bilmiyordum. Osmanlı tıp kitaplarını okurken önemli bir ilaç olduğunu, birçok şekilde kullanıldığını gördüm. Bunların yanı sıra geleneğimizdeki ve kültürümüzdeki önemini de öğrendim. Türkiye’nin kokulu gül üretiminde en ön sırada olması da çok önemli bir başka nokta idi. Sadece parfüm dünyası için üretilen bu tıbbi bitkiyi tanıtmak istedim.

Gülün farmakolojik pek çok etkisini hem sizin hem de diğer tıp insanlarının yaptıkları araştırmalar açıkça ortaya koyuyor. Bu konuda bir bilinç oluştuğunu düşünüyor musunuz?

Gülün önemli bir ilaç olduğu bilincini oluşturmam mümkün değil. Gülle yapılan araştırmalar çok az, çünkü gülün bir sponsoru yok. Biliyorsunuz yakın tarihte aloe vera, kahve, argan yağı gibi patlayan eski bitkilerin sponsoru ve ekonomik kuvveti oluşturulduktan sonra araştırmalar yapılarak önemleri ortaya konmuştur. Üniversitelerdeki araştırma fonları için büyük paralar yatırılmış ve pazarlanmıştır. Gülün henüz böyle bir kuvveti yok ama kendi “kuvveti” bir gün önemini ortaya çıkaracaktır.

Bir tıp tarihi uzmanı olarak, geçmişte kullanılan yöntemlerin günümüzde tekrar canlandığını söyleyebilir misiniz? Diğer bir deyişle modern tıpla geleneksel tıbbın barıştığını düşünüyor musunuz?

Henüz değil ama yakındır. İnsanlığın binlerce yıllık birikimi bugünkü tıbba çok şey katabilir. Modern tıbbın metodu tamamen laboratuvar araştırmalarına ve istatistiğe bağlıdır. İnsan bedenini ve doğayı tam olarak anlamaktan çok uzaktır. O zaman insan doğasına “yabancı” olan ilaçlardan uzaklaşmak lazım. Bir de kadim tıbbın çok önem verdiği ve olmazsa olmazı olan “sağlıklı yaşam” konusunun tıp fakültelerinin müfredatına girmesi gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Tabipler Birliği, geleneksel tıbba eskisi gibi bakmıyor ve yararlanma girişimlerini sürdürüyor.

“Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Tabipler Birliği, geleneksel tıptan yararlanma girişimlerini sürdürüyor.”

“Geleceğin kokuları doğal olacak”

Kokunun insan bedeni üzerindeki etkilerini birkaç cümleyle özetlemeniz mümkün olur mu?

Güzel koku insanlığın ilk dönemlerinde Tanrılara verilen armağanlar olup üst ruhlara layıktı. Yani çok önemli idi. Tanrılar faydalanır da insanlar faydalanamaz mı? Binlerce yıldır güzel koku insanların vazgeçemediği bir malzeme. Peki neden? Çünkü bugünkü tıp kokunun belleğimize etkisini çok güzel anlattı ama ruha etkisini bilmiyor. Ruha etkisi duygu ve düşünceler olarak biliniyor ama tam olarak bu değil. Eski tıp, güzel kokuyu insan ruhuna, oradan da insan duygu ve mutluluğuna etkisi üzerinden tanımlıyor. Koku sadece insanlarda değil doğadaki tüm canlılarda önemli.

Kokunun tarihsel gelişimi üzerine anlatacak çok şey var. Hatta bizler de Platform Essencia olarak bu konuda, sizin kaleme aldığınız yazı dizisini yayınlayacak olmaktan büyük heyecan duyuyoruz. Ancak bu son sorumuz biraz bugünle ilgili. Sizce gelecek yıllarda, içinden geçtiğimiz bu dönem, kokunun tarihsel serüveni içinde nasıl bir yer bulacak kendine?

20. yüzyıl sentetik kokuların dönemi idi. Kimyacılar o kadar çok ve çeşitli kokuların sentezini yaptılar ki hayran kalmamak mümkün değil. Bir de bu güzel kokuları ucuz ve bozulmayacak şekilde yarattılar. Ama bu güzel kokular insan doğasında hiç istenmeyen tepkiler yarattı. Bunlardan en basiti astım ve alerji idi. 21. yüzyıl tekrar doğal kokuların yüzyılı olacak. İnsanlar doğal olanın bedene dost olduğunu fark etti. Ruha daha yakın, tedaviye daha yakın. Bu sebeple geleceğin kokuları doğal olacak. Güzel kokulu bitkilerin sessizce o ufacık hücrelerinde ürettikleri kokular ön plana geçecek.

Çok sayıda kitabı olan Prof. Dr. Ayten Altıntaş’ın gül özelinde yazdığı 3 kitabı bulunuyor.

Paylaş:

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on pinterest
Pinterest
Share on linkedin
LinkedIn